Sağlık Bakanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık Bakanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2011 Cuma

Sık sorulmayan bir soru...

METİN MÜNİR

Sık sorulması gereken ama hemen hemen hiç sorulmayan sorulardan biri şudur:
Neden bakanlıkların ve diğer devlet kuruluşlarının internet sitelerinde halkın merak ettiği sorulara cevap verebilecek hemen hemen hiç bilgi yok?

Sağlık Bakanlığı’nın sitesindeki Sık Sorulan’ları tıkladığınızda karşınıza bir tek kelime çıkıyor: Prosedürler...

Bunu tıkladığınızda birtakım ürünlerle ilgili ithalat ve izin prosedürleri başlıklarını görüyorsunuz.

Sitede geçen cuma günü yapılan kolesterol ilaçları açıklaması bile yok.

Bakanlık son günlerde yoğun olarak tartışılan bu konuyu görüşmek üzere “uzman bilim adamlarından teşekkül” eden bir komisyon toplamıştı. Nedense, alınan kararı sitesine koymaya üşendi.

Aslında koysa da halkın işine yaramayacaktı. Çünkü, açıklama, halka değil endüstriye ve tıp âlemine yönelikti. Ve mesajı, özetle şu idi: Aynen devam.

Açıklama “Bilinen kalp ve damar hastalığı olmayan fakat kolesterol yüksekliği bulunan kişilerde kolesterol ilaçlarının nasıl kullanılacağı, kılavuzlarında açıkça belirtilmiştir” diyor.

Hangi kılavuzlarda ve bu kılavuzlar ne öneriyor? Nasıl kullanılacak bu ilaçlar?

Bu soruların cevabı nerede? Yok. Oysa olması lazım. Çünkü kolesterol ilacı kullananların dörtte üçü kalp ve damar hastası olmayanlardır. Ve tartışma bunların etrafında dönmektedir. 30-80 yaş arası kalp hastalarının kolesterol düşürücü ilaç almasına pek karşı çıkan yok.

Hasta olmayanların kolesterol hapı olmasının önemli ekonomik sonuçları da var. Devlet en büyük ilaç satın alıcısıdır ve kolesterol ağının büyütülmesinin faturasını o ödeyecektir. Açıklamanın bu boyutu ilaç şirketlerini mutlu edecektir.

Açıklama bir de kolesterol ilacıyla “...tedavi kararını ancak hastayı tanıyan ve sağlık durumunu bilen hekimlerimiz verebilirler” diyor.

Bu hükümetin pederşahi felsefesine uygundur ama modern tıbba ters düşmektedir. Hekimler hastaya (eğer kolesterolü yüksek kişiye hasta denebilirse) ilacın fayda ve zararlarını anlatmalı. Tavsiyede bulunmalı. Ama nihai kararı hasta ile beraber almalı hatta kararı ona bırakmalıdır. Çünkü: Kolesterolü yüksek olup da kalp ve damar hastası olmayanların sürekli kolesterol ilacı almaları ileride oluşabilecek hastalıkları önlemeyebilir. Bu konudaki bilimsel veriler kesin değildir. Tartışmalıdır.

Türkiye’de halkın sağlık konusunda aklının karışık olması normaldir. Çünkü bu karışıklığı yatıştıracak kuruluşlar yok. Ne bakanlık, ne tıp meslek dernekleri halka kolay, anlaşılabilir, tarafsız, sağlıklı bilgi vermiyor.

ABD’de ve Avrupa Birliği’nde sağlık konusunda aklınıza gelebilecek her konuda bilgi edinebileceğiniz güvenli kamu kuruluşları var. Bu tür bilgi kaynakları önemlidir çünkü herkes biraz kendi doktoru olmak zorundadır.

Bizde sağlıklı bilgi boşluğunu doldurmak kolay olmayacak çünkü kuruluşlarımızda halka bu tür bilgileri vermek için ne bir eğilim var ne de bilgi birikimi.

Ne de bu tür bilgilerin yayılmasından hoşlanmayan uluslararası ilaç şirketlerinin etkisine karşı direnç.

15 Aralık 2011 Perşembe

Bakanlık kolesterolde hiperaktif (Hiperativitede yavaş)

METİN MÜNİR

Sağlık Bakanlığı çocuklara dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu için verilen tartışmalı ilaçları görüşmek için bir alt komisyon kurdu.

Aradan üç aydan fazla zaman geçti. Hâlâ ortada bir karar yok.

Ama kolesterol düşürücü ilaçlar için kurduğu komisyon bir günde toplandı ve karar aldı.

Toplantı geçen pazartesi günü yapıldı. O gün akşam olduğunda eczacılık genel müdürü, cebinde hazırlanan açıklama, bakanı görmeye gidiyordu.

Birincideki yavaşlıkla ikincideki süratin nedenini, bence, rant ve lobicilikte aramak lazım.

Geçen sene 1,8 milyon kutuya yakın kolesterol ve trigliserid düzenleyici ilaç satıldı. Pazar büyüklüğü 300 milyon dolar civarında idi.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisindeki ilaç pazarı nispeten daha küçüktür: 2010’da 610 bin kutu, 18 milyon dolar.

Rakamları karşılaştırınca, uluslararası ilaç şirketlerinin ve destekledikleri yerli meslek kuruluşlarının hangi sahada daha fazla adale göstereceğini tahmin etmek zor değil.

Bakanlık ilaç konusu gündeme geldiğinde Bilim Kurulu’na başvuruyor. Bilim Kurulu’nun listesinde hemen hemen hepsi akademisyen 500 kişinin ismi var. Uzmanlık konusuna göre listeden isimler davet edilip komisyonlar kuruluyor.

Üyelerinin isimleri, kimin başkanlığında toplandıkları, eğer varsa toplantı kuralları, nelerin nasıl tartışıldığı, hatta aldığı kararlar kamuoyu için meçhul. Sağlık Bakanlığı sitesindeki arama motoruna “Bilim Kurulu” yazarsanız karşınıza hiçbir şey çıkmaz.

Bir amaca özel, geçici, toplantıları birkaç saat süren böyle ad hoc komitelerle sağlıklı karar almak zordur. Böyle kararları, malumun teyidinden başka bir şey olmaz.

Göreceksiniz, hem kolesterol hem de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilaçları konusunda açıklanacak kararlar eğer açıklanırlarsa ilaç lobisinin istediği şekilde olacak.

Tıp ve ilaçta doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etmek sanıldığından çok zordur. Doktorlar dâhil, birçok kişinin doğru kabul ettiği birçok şeyin bilimsel kanıtı zayıftır.

Gene dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilaçlarına döneceğim.

“Çocuklarda psikiyatrik ilaçların uzun dönem etkisinin ne olduğuna dair bilgimiz kıttır. Titreme, kemik hasarı, üretkenlikte zaaf, obesite ve kalp krizi, diyabet ve felç riskinde artış anti psikotik ilaçların yan etkilerinden bazılarıdır. Kalbe zarar verebilir, gelişimi engelleyebilir. Depresyon ilaçları çocuklarda intihar riskini artırabilir. 
Peki bu ilaçlar işe yarıyor mu? Yaradığına dair elimizde bulunan kanıtlar kıttır ve çoğunlukla cesaret kırıcıdır. 
Birçok hasta, yıllardır psikiyatrik ilaçların daha çok zarar verdiğini, doktorların sandığından az etkinliğe sahip olduğunu savunuyor. Gitgide artan oranda bu hastaların haklı olduğu görülüyor. Eğer psikiyatri rasyonel olduğu iddiasını sürdürmek istiyorsa, çocuklar dâhil hastaları sadece ilaçla uyuşturmaktan vazgeçmeli, seslerine de kulak vermeye başlamalıdır.”

Yukarıdaki alıntı, kelimesi kelimesine, dünyanın etkin bilimsel tıp dergisi Lancet’tendir (Başyazı, Yıl 2008, Sayı 1194).
Sadece bu, Sağlık Bakanlığı’nın, uluslararası ilaç şirketlerinin ve tıp loncalarının açtığı patikalarda yürümekten vazgeçmesi için yeterli bir uyarıdır.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Hiperaktivite konusunda Sağlık Bakanlığı’ndan medet ummayın

METİN MÜNİR

Üç ay kadar önce çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu konusunda bir dizi yazı yazdım.(*)

İlaç konusunda en sağlıklı istatistiklere sahip olan IMS’in verileri, Türkiye’de bu durumlar için reçete edilen ilaçlarda büyük artışlar olduğunu gösteriyordu. En popüler üç ilacın satışı, son üç yılda yüzde 51 artmış, geçen sene 610 bin kutuyu geçmişti.

Büyük bir olasılıkla, bunun nedeni, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun artmış olması değildi. Teşhisin artmış olması, tedavi yöntemleri arasında ilacın ön sıraya çıkması idi. İlaçların ağır yan etkileri vardı ve uzun dönem kullanımda ne gibi sonuçlara yol açabileceği bilinmiyordu.

Bu yazılar üzerine Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdürlüğü durumu incelemek üzere bir alt komisyon kuracağını açıkladı.

Bugün size “Bu komisyondan bir şey beklemeyin” demek istiyorum. Nedeni basit: Komisyonda sadece psikiyatristler var.

Hastalık olduğu bile tartışmalı olan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu için ilaçları reçete edenler psikiyatristlerdir. Bu ilaçların kullanımında son yıllarda meydana gelen rekor büyümeyi yaratan da psikiyatristlerdir. Bunun nedeni dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun beyindeki kimyevi dengesizliklerden kaynaklandığı, ilaçla tedavi edilebilir olduğu inancının Türk psikiyatri camiasında baskın olmasıdır.

Psikiyatristlerden kaynaklanan bir sorunun sadece psikiyatristlerden kurulu bir komisyon tarafından bertaraf edilemeyeceği açıktır.

Böyle bir komisyonun etkin olması için mensupları arasında eğitimci, sosyolog, pedagog, psikolog, ilaçsız tedavi uzmanları, ebeveyn temsilcilerinin de bulunması gerekir. Çünkü ancak birçok disiplinin bir araya gelmesiyle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna çare bulunabilir.

Bu yöntem Sağlık Bakanlığı’na göre değil. Bakanlık, ruh ve akıl hastalıkları ve bunların ilaçla tedavisi konusunda, uluslararası ilaç şirketlerinden ve psikiyatristlerden farklı düşünmüyor. Onlar gibi, bu hastalıkların, diğer hastalıklar gibi ilaçla tedavisine inanıyor. Şeker hastaları için insülin ne ise dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu için Ritalin veya Concerta odur, diye düşünüyor.

Bu görüşün doğru olduğu tartışmalıdır.

Ruh ve akıl hastalıkları konusunda sayısız biyolojik ve genetik teori var. Bunların biyolojik kaynağını bulmak üzere sonsuz miktarda araştırma parası harcandı. Ama nerdeyse yüz yıldır bunu kanıtlayacak kesin bir bulgu elde edilemedi. Genlerin ruh ve akıl hastalıklarının meydana gelmesinde etkin olduğuna dair kanaat da yaygındır. Ama bu da kanıtlanmış değildir. Ünlü psikiyatrist Sir Michael Rutter’in sözleri ile genler “ne psikolojik özellikler ne de akıl hastalıkları konusunda” karar verici değildir.

Buna rağmen akıl hastalıklarının ilaçla tedavisi Türkiye dahil bütün dünyada standart bir hale geldi. Bu uluslararası ilaç şirketlerinin ve dünya psikiyatristlerini etkisi altında bulunduran Amerikan Psikiyatri Derneği’nin elbirliği ile ortak çıkarlarını korumak için medyana getirdiği bir pazarlama faaliyetinin sonucudur. Bilimin değil. Özellikle çocuklar konusunda sakıncalıdır. Çocuklara verilen ilaçların çoğu sadece yetişkinler için büyükler için yaratılmış ve büyükler üzerinde denemiştir.

Sağlık Bakanlığı çıkar gruplarının baskısıyla değil çağdaş düşüncelerin etkisiyle hareket etmelidir. Her konuda rant odaklı düşünmek, her şeyde ithalatçı olmak, her şeyi Batı’dan kopyalamak zorunda değiliz.

* Yazıların hepsi burada okunabilir:
http://dikkatsiz.blogspot.com/

5 Ekim 2011 Çarşamba

Hiperaktivite bozukluğu ilaçları yeni kaideye bağlanacak

METİN MÜNİR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu için çocuklara ağır ilaçlar verilmesinin rekor boyutlara ulaştığı konusundaki yazılarım işe yaradı.

Sağlık Bakanlığı harekete geçiyor.

Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdürü Saim Kerman dün beni arayıp psikolojik ilaçların ruhsatlandırılması ve kullanımı ile ilgili konuların yeniden ele alınacağını söyledi.

Kısa adı “Ana Komisyon” olan Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Danışma Komisyonu bugün (çarşamba) toplanacak ve genellikle psikiyatri ilaçlarının, özellikle çocuklara verilen ilaçların reçete edilme koşullarını gözden geçirmek üzere bir alt komisyon kuracak.

“Özellikle ilaçların çocuk dozu konusunda acaba hata ettik mi? Bu konuda uluslararası prospektüsleri yeniden gözden geçireceğiz” diye konuştu Kerman.

Kerman, komisyonda değişik görüşlerin temsil edilmesine itina göstereceğini söyledi.

Türkiye’de hiperaktivite bozukluğu ve dikkat eksikliğine psikiyatristlerin en sık yazdığı ilaçların satışında son üç yılda rekor bir artış meydana geldi.

En iyi satan ilaç olan Concerta satışları üç yıl öncesine kıyasla yüzde yüze yakın artarak 2010’da yaklaşık 250 bin kutu oldu. İkinci en çok satan ilaç olan Ritalin 225 bin kutu ile yüzde otuza yakın artış sağladı. Muhtemelen dünyada, bu ilaçların satışının, bu kadar kısa bir sürede, bu kadar hızlı arttığı bir başka ülke yoktur.

Oysa amfetamin benzeri bu ilaçların ağır yan etkileri var ve ne kadar tedavi edici oldukları tartışmalıdır.

ABD ve birçok Avrupa ülkesinde bu ilaçların altı yaş altı çocuklara verilmesi yasaktır. Bizde ise serbesttir ve anaokul çocuklarına bile verildiği biliniyor.

Türkiye’de de bu ilaçların belli bir yaşın altında kullanımı yasaklanmalıdır.

Ancak bu yeterli değildir. Bakanlık ayrıca, İngiltere’de olduğu gibi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu konusunda çocuklara ilaç vermenin ilk değil son çare olduğuna işaret etmelidir. Bunun için de ebeveynleri psikiyatriste değil psikoloğa müracaat etmeye teşvik etmelidir.

Psikiyatrist psikoloji eğitimi de almış tıp doktorudur ve psikolojik bozukluklar için ilaç yazmak eğilimindedir.

Psikolog ise ilaç yazamaz. Kendine müracaat edenleri konuşma yöntemi ile iyileştirmeye çalışır.

Psikologlar, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de psikiyatristlerin ve ilaç şirketlerinin baskısı ile kenara itildi. Oysa psikolojinin temel unsuru ilaç değil konuşmadır.

Umarım Sağlık Bakanlığı büyük bir yara olan bu konuya geniş açıdan bakar ve Türk halkının başındaki en büyük belalardan biri olan psikolojik hastalıklar ve ilaçlar konusunda reform yapar.

Kerman faydaları şüpheli başka ilaçların da mercek altına alınacağını söyledi.
“Kanser ilaçlarında benzer bir durum söz konusu” dedi. “Bazı kanser ilaçlarının zarar/yarar oranı bir anlam ifade etmiyor.”

28 Eylül 2011 Çarşamba

Sağlık Bakanlığı doğru saymasını biliyor mu?

METİN MÜNİR

Sağlık Bakanlığı birkaç ay önce 2011 -2023 yılları arasında uygulamaya konacak bir Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı açıkladı.

Bu plan pek yeni olmayan iki çalışmaya dayanıyor: 1996’da tamamlanan Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması, 2004’te yayınlanan, Hıfzıssıhha Mektebi’nin yaptığı Ulusal Hastalık Yükü Çalışması, Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması.

Bakanlık, bunlardan hareket ederek önemli bir sonuca varıyor: Çocuk ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranı yüzde 11’dir.

“Bu bulgu tıpkı Batı ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de ruhsal hastalıkların yaygın olduğunu göstermektedir” diyor Eylem Planı.

Bir şeyi olduğundan hafif ifade etme konusunda yarışma olsaydı herhalde bu cümle birinci gelirdi.

Türkiye’nin nüfusu 74 milyondur.

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre 0-14 yaşları arasındaki çocuklar toplam nüfusun dörtte biridir.

Buna göre iki milyondan fazla çocuk ve ergen “klinik derecede” ruh hastasıdır.
Bu sayının doğru olabileceğine inanmıyorum.

“Bu rakama, günde en az elli çocuğa vizit yapan otuz senelik bir çocuk hekimi olan ben değil, hiçbir pediatrist inanmaz” diyor, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları öğretim üyesi Prof. Dr. Zafer Kurugöl.

Psikolog İzzet Güllü de aynı fikirde: “Bu orana kesinlikle inanmıyorum. Eşyanın tabiatına, mevcut gözlem sonuçlarına ve dünyadaki bulgulara aykırı.”

Sağlık Bakanlığı’nın hesapladığı kadar çocuk klinik düzeyde ruh hastası ise, neredeler? Ve daha önemlisi, Sağlık Bakanlığı onlar için ne yapmakta?

Bu sorular bizi planının muhtemel rakam hatası dışındaki diğer büyük zaafı olan genellemelerden ibaret olmasına taşıyor.

Planda hiçbir hastalık veya bozukluk konusunda spesifik olarak ne yapılacağına dair bir şey yok.

İki haftadır üzerinde durmaya çalıştığım hiperaktivite bozukluğu ve dikkat eksikliğinin adı bile anılmıyor.

Oysa bu acil bir konudur.

Hiperaktivite bozukluğu ve dikkat eksikliği için Türkiye’de psikiyatristlerin yazdığı ilaçlar dünyanın hiçbir yerine görülmeyen bir hızla artmaktadır.

Bu ilaçların tedavi edici özellikleri konusunda fikir birliği yoktur ama vahim yan sonuçları vardır.

“Büyümeyi engeller (çocuklar için büyümenin önemi tartışılamaz)“ diyor, Profesör Kurugöl. "Tiroid fonksiyonları ve prolaktin düzeylerine etki eder. Ama en önemlisi kalp üzerine olan olumsuz etkileridir. Bu nedenle, kullanan çocukların çok yakın izlemi gerekir. İlaç başlamadan tüm hastaları konsülte ediyoruz.”

ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) Amfetamin benzeri bu ilaçları, alışkanlık yapma özelliklerinden dolayı kokain, afyon ve morfinle aynı sınıfa koyuyor.

Bu ilaçların uzun vadeli kullanımının çocuklara verebileceği olası zararlar konusunda da çok az şey bilinmektedir.

Sağlık Bakanlığı, dünyadan ve Türkiye’den yükselen seslere kulak vererek harekete geçmelidir.

Teşhis salgınını zapturapt altına almalıdır.

Concerta, Ritalin gibi ilaçlarının kullanımı sıkı kurallara bağlamalıdır.

En azından, İngiltere’de olduğu gibi, altı yaşından küçükler için tamamen yasaklamalı, altı yaşından büyükler için “son çare” haline getirilmelidir.

Ebeveynler ve çocuklar plan istemiyor, çözüm istiyor.