Panik Atak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Panik Atak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2012 Cuma

Köprü trafiğinden nefret hastalık mı?

METİN MÜNİR

Her sene Avrupa ’da 165 milyon kişi, yani Avrupa Birliği nüfusunun neredeyse yüzde 40’ı, ruhsal bozukluk yaşar.

Bu rakam, Almanya ’nın Heidelberg kentinde toplanan, “Akıl Hastalıklarına Anlam Vermeye Çalışmak ” * isimli toplantıda, Dresden Teknik Üniversitesi profesörlerinden Hans-Ulrich Wittchen tarafından açıklandı.

Buna göre ruhsal bozukluklar arasında en sık rastlanan anksietedir. Anksiete, günlük hayat olayları karşısında duyulan aşırı kaygı, endişe veya vesvesedir.

Avrupalıların yüzde on dördü bu dertten mustarip.

Ardından uykusuzluk, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve demans (bunama) geliyor.

Ruhsal bozukluk bu kadar yaygınsa neden Avrupa oturup kalkmıyor? Nüfusunun yüzde kırkı kanser veya verem veya AİDS olsa herhalde olağanüstü durum ilan edilirdi.

Ama nüfusun yüzde 40’ı ruh hastası dendiğinde kimsenin kılı bile kıpırdamadı.

Bence bunun nedeni çok basit. Ruh hastasıdır denilen insanların büyük bir çoğunluğu hasta değil sadece, hayatın çekilmez hale gelmesinden acı, üzüntü, sıkıntı çekiyor.

Dünyayı el birliği ile yaşanamaz hale getirdik. Yaşamak; erkek kadın, çocuk büyük, evli bekâr, genç yaşlı birçok insan için zorlaştı, yük haline geldi, tatsızlaştı. Bunun insanların ruh hallerinde yaptığı olumsuz yansımanın adını ruhsal bozukluk koyarsanız sağlam insan bulmak zor olur.

Bozuk olan ruh değil hayattır. Ekonomik ve sosyal düzendir. Parçalanan aile, kötü okullar, hapishane benzeri işyerleri, dengesi altüst edilmiş doğadır.

Ruhumuz aynadır. Bu aynada insan cinsi olarak dünyaya ve hemcinslerimize yaptıklarımızın aksini görüyoruz. Ve bu bizi “hasta” ediyor.

Hasta etmiyor aslında. Mutsuz ediyor. Başa çıkamayacağımız korkusuyla dolduruyor. Yetersiz olduğunuz şüphesi yaratıyor. Endişelendiriyor. Aklımızı karıştırıyor.

Okuduğum psikiyatri kitaplarından birinde panik atak nedeniyle psikiyatriste giden bir kadın anlatılıyordu. Kadının işine gitmesi için köprüyü geçmesi gerekiyordu.Sabahleyin uyanıp bu yolculuk aklına geldiği andan itibaren içi çöküyordu. Evden büyük bir isteksizlikle çıkıp arabasına biniyordu. Köprü trafiğine yaklaştıkça içi daralıyor, bazen arabayı kenara çekip beklemek zorunda kalıyordu.

Psikiyatrist kadına “panik atak” teşhisi koydu ve bir ilaç yazdı.

Kadının iyileşip iyileşmediği kitapta yoktu. Ama iyileşmediğine garanti verebilirim. Kadın hasta değildi ki iyileşsin. Sadece, günde iki defa tahammül etmesi gereken olağanüstü tatsız bir deneyime doğal bir tepki veriyordu.

İnsan, yedi milyar başka insanla yaşamak üzere dizayn edilmedi. Dev metropoller, mesai haline gelen hayatlar, kesintisiz stres, rekabet ve alışveriş için de.

Olmamamız gereken yerlerde, yaşamamamız gereken hayatlara mahkûmiyetin adıdır ruh hastalıklarının hemen hemen hepsi.

Konferansta dile getiren bir başka gerçek ruhsal bozuklukların neden meydana geldiğinin bilinmezliğini koruduğudur. Dökülen bunca araştırma parasına rağmen psikolojik bozuklukların biyolojik kaynağı hâlâ meçhul.

Arayacaklar arayacaklar ama beyinde, hastalık dedikleri bu hallerin pınarlarını ve yollarını bulamayacaklar. Bulamayacaklar çünkü insan olmak bir beyin hastalığı değildir.

*Konferansla ilgili bilgi ve videoya alınmış bazı konuşmalar için: http://www.embo.org/science-policy/science-society/conferences/2011.html

18 Ağustos 2011 Perşembe

Panik atak hastalık mı, ruh hali mi?

METİN MÜNİR

Havva (bu onun gerçek adı değil) ilk panik nöbetine yeni satın aldığı evine taşındığı gece tutuldu.

“Taşınmak istemiyordum” diye anlattı. “Kiralık bir katta oturuyordum ve mutluydum. Odalardan, pencerelerimden görünen manzaradan memnundum. Ama bir gün gelip kira ödeyemeyecek duruma düşmekten korkuyordum. Onun için kelepir bir ev bulunca satın aldım ve taşındım. Ama evden nefret ettim. Köyün ortasında, diğer evlerin arasında, içe dönük bir evdi.”

Geceleyin aniden uyanmış. Şiddetli bir endişe hissediyormuş. Nefes almakta zorlanıyormuş. “Boğuluyorum sandım” diye anlatıyor.

Birkaç saat sürmüş bu durum. Sonra yatışmış ve yeniden uykuya dalmış.

O günden beri birkaç ayda bir panik atakları yaşıyor.

Havva yalnız yaşayan bir kadın. Yaşayan tek akrabası kız kardeşi, o da başka bir ülkede yaşıyor. Eve taşındığında ellilerinde idi. Aradan sekiz sene geçti.

“Gündüzün o kadar büyük sorun değil” diyor. “Etraf aydınlık, ortalıkta insanlar var, kendini meşgul edecek şeyler buluyorsun. En kötüsü geceler. Yatakta uzanmış şunu bunu düşündüğün anlar.”

Evine, hâlâ çok sevmese de, alıştı. Şimdiki panik nöbetlerinin nedeni gelecek korkusu, parasız kalma endişesi. Mevsimsel, düzenli gelir getirmeyen bir işi var. Ya hiç iş gelmezse? Kendine bakmaya aciz hale gelecek kadar yaşlanırsa?

“Bankada biraz param var ama...” cümlesinin sonunu getirmiyor.

Sorununu çok güzel tarif ediyor. “Paniğe dönüşen had safhada endişe. Bir ruh hali. Bir çığırından çıkma durumu.”

Duraklıyor. Ona, içinde elma suyu ikram ettiğim bardağının dibini inceliyor.

Bir defa doktora gitmiş bu şikâyetle, o da babası öldüğü zaman. Sürekli ağlıyormuş. Doktor ona antidepresan yazmış. Bir süre kullandıktan sonra bırakmış.

“İlaç kendimi iyi hissetmemi sağlamadı” dedi. “Kendimi donuk ve inik hissettim. Beni yavaşlattı. Duygularımı bastırdı ama ortadan kaldırmadı.”

Havva doktora gitse ona büyük bir olasılıkla gene ilaç yazılacak. Çünkü onu sınıflandıracaklar. Birkaç defadan fazla panik nöbeti geçirdiği ve yeni atakların korkusu içinde yaşadığı için “durumu kronikleşmiş” diyecekler. Sizinki, diyecekler, panik atak değildir. Panik bozukluğudur.

Gelsin hap.

Ama gerçek şu. Her ne kadar adına hastalık dense ve hapı olsa da panik atak bir hastalık değildir. Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) tarafından yapılmış bir hastalık tarifidir.

Panik atak denilen şey insanın, endişelerinin, onu kündeye getirip gırtlağını sıkmasına izin vermesidir. Herkesin başına gelebilir. Yeryüzüne bunu geçirecek ilaç yoktur.

Panik atağın hastalık olmadığının bir kanıtı daha var.

“Bir yerden eline bir milyon dolar geçse gene panik atak yaşar mısın?” diye sordum Havva’ya. Uzun uzun düşündü. “O halde, gelecek endişesi ile ilgili panik atak yaşamam söz konusu olmaz” dedi kelimelerini dikkatle seçerek.

Bir milyon dolar panik atağı tedavi eder ama kanseri edemez. Çünkü biri gerçek bir hastalıktır, diğeri değildir. Ona psikiyatristin hapı değil psikoloğun koltuğu gerekir. Çünkü hap tedavi değildir. Aşırı endişe içinde olan kişinin ihtiyacı olan sempati, güven ve anlayışın yerine geçmez, olgunlaştırmaz.